×

Onur Akpınar: Cemaat ve Tarikatlar Denetimden Muaf Değildir

Onur Akpınar: Cemaat ve Tarikatlar Denetimden Muaf Değildir

Paylaş

Son dönemde cemaat ve tarikatlara yönelik gerçekleştirilen operasyonları A’dan Z’ye destekliyorum.

Çünkü yıllardır anlatmaya çalıştığımız mesele tam olarak buydu. Bu konuları geçmişte dile getirdiğimizde kimi zaman “dinsiz”, kimi zaman “din düşmanı” ilan edildik. Oysa benim meselem hiçbir zaman insanların inancı, ibadeti veya bir dini topluluğa mensup olması değildi.

Benim meselem çok daha basit:

Şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik.

Ancak bugün yapılan operasyonların gerçekten toplumda karşılık bulmasını istiyorsak önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor. Denetim yalnızca hükümete muhalif olan cemaat ve tarikatlara uygulanmamalıdır.

Burada özellikle altını çiziyorum:

Ben “Diğer cemaat ve tarikatlar da suçludur” demiyorum.

“Diğerleri de denetlenmelidir” diyorum.

Çünkü suçlu olmakla denetlenmek aynı şey değildir. Tam tersine, düzgün çalışan bir yapı açısından denetim korkulacak değil, kendisini toplum karşısında temize çıkaracak bir mekanizmadır.

Din adına faaliyet gösteriyorsanız şeffaf olmalısınız

Türkiye’de cemaatler, tarikatlar, vakıflar ve dernekler üzerinden yıllar içerisinde çok ciddi ekonomik yapılar ortaya çıktı.

Sağlıktan eğitime, gıdadan ticarete kadar birçok alanda faaliyet gösteren yapılar bulunuyor.

Burada insanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor:

Bu yapıların gelirleri nereden geliyor?

Bağışlardan ne kadar para toplanıyor?

Bu paralar nereye harcanıyor?

Ticari faaliyetlerden elde edilen kazançlar nereye aktarılıyor?

Gerçekten ihtiyaç sahiplerine mi ulaşıyor, yoksa belirli kişilerin veya ailelerin kontrolündeki ekonomik gücü mü büyütüyor?

Bu soruları sormak dine saldırmak değildir.

Aksine, din adına hareket ettiğini söyleyen yapıların herkesten daha şeffaf olması gerektiğine inanıyorum.

Vatandaş istediği zaman bağlı bulunduğu derneğin, vakfın veya dini yapının gelirini, giderini ve paranın hangi amaçlarla kullanıldığını açık biçimde görebilmelidir.

Yurt dışındaki birçok sivil toplum kuruluşunda olduğu gibi mali tabloların ve faaliyetlerin kamuoyuna açık hale getirilmesi neden mümkün olmasın?

Tabandaki vatandaş sorgulayamıyor

Meselenin en önemli taraflarından biri de budur.

Bir cemaate veya tarikata gönül vermiş sıradan vatandaşın, o yapının yöneticisine hesap sorması her zaman kolay değildir.

“Bu para nereye gitti?”

“Bu şirket neden kuruldu?”

“Bu kadar mal varlığı nasıl oluştu?”

“Toplanan bağışlar nerede kullanıldı?”

diye sorduğunda yanlış anlaşılmaktan, dışlanmaktan veya bağlı bulunduğu topluluk içerisinde tepki görmekten çekinebilir.

İşte devletin denetimi tam olarak burada gereklidir.

Devlet insanların neye inandığını denetlememeli; fakat insanların parasının, bağışlarının ve kamuya açık faaliyetlerin nasıl yönetildiğini hukuk çerçevesinde denetlemelidir.

Üstelik bu denetim siyasi yakınlığa göre değişmemelidir.

Muhalif olan da denetlensin.

İktidara yakın olan da denetlensin.

Cemaat ve tarikat düşmanı değilim

Bunun da özellikle bilinmesini isterim.

Ben cemaatlere veya tarikatlara karşı önyargılı değilim. Hatta doğru yönetilen, insanlara güzel ahlakı öğreten, ihtiyaç sahibinin elinden tutan, gençleri uyuşturucudan ve suçtan uzaklaştıran, fakirin sofrasına yemek götüren dini yapıların topluma katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.

Belki de cemaat ve tarikatların önemli bir bölümü kuruluş amaçlarına uygun, şeffaf ve düzgün şekilde yönetilebilseydi bugün İslami ve ahlaki açıdan toplum olarak çok daha farklı bir noktada olabilirdik.

Ancak geçtiğimiz yıllarda ne gördük?

Miras tartışmaları gördük.

Liderlik kavgaları gördük.

Bölünmeler gördük.

Ekonomik güç mücadelelerine şahit olduk.

Bunları görünce insan doğal olarak şu soruyu soruyor:

Cemaatin ve tarikatın asli görevi ticaret yapmak mı, yoksa dini ve ahlaki değerleri öğretmek mi?

Ticaret fakiri doyuruyorsa desteklerim

Bir dini yapı ticaret yapabilir.

Bunda tek başına yanlış bir şey görmüyorum.

Eğer yapılan ticaretten kazanılan para bir fakirin evine ekmek götürüyorsa, bir öğrencinin eğitim masrafını karşılıyorsa, ihtiyaç sahibi bir ailenin kirasını ödüyorsa, hastaya, yaşlıya ve kimsesize ulaşıyorsa buna karşı çıkmam.

Tam tersine sonuna kadar desteklerim.

Ama dini veya manevi kimliği bulunan bir yapı ticarette en büyük, en güçlü veya en pahalı olmanın yarışına giriyorsa, orada vatandaş olarak soru sorma hakkımız vardır.

Çünkü din insanların vicdanında çok hassas bir yere sahiptir.

İnsanlar Allah rızası için verdiklerini düşünerek bağış yapıyorsa, o paranın nereye gittiğini bilmek onların en doğal hakkıdır.

Herkese aynı hukuk uygulanmalı

Benim savunduğum sistem aslında çok basit:

Bütün cemaatler, tarikatlar, vakıflar ve dernekler aynı standartlarda denetlensin.

Gelirler ve giderler şeffaf olsun.

Bağışların kaynağı ve kullanım alanları denetlensin.

Ticari faaliyetlerle dini faaliyetler arasındaki ilişki açıkça ortaya konulsun.

Kamu kaynaklarından yararlanılıyorsa bunun hesabı kamuoyuna verilsin.

Ve en önemlisi siyasi yakınlık hiçbir yapıya dokunulmazlık sağlamasın.

Suç varsa savcılık ve mahkemeler gereğini yapsın.

Suç yoksa da denetim sonucunda bunun ortaya çıkması zaten o yapının yararınadır.

Çünkü gerçekten temiz çalışan bir cemaatin, tarikatın, vakfın veya derneğin şeffaflıktan korkması için hiçbir sebep yoktur.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı cemaatleri veya tarikatları toptan suçlamak değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı herkes için aynı hukuk, herkes için aynı denetim ve herkes için aynı şeffaflık standardıdır.

Bir kez daha söylüyorum:

Mesele din değildir.

Mesele, din dahil hiçbir kavramın arkasına saklanarak denetimden kaçılmamasıdır.

Onur Akpınar
Avrupa TV

Haber bültenimize bedava kayıt olun

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Yorum gönder