Dün “Ranza” Diyenler Bugün “Umut” Diyor
Paylaş
Siyasette fikir değişebilir; peki vatandaştan sorgusuz itaat beklenebilir mi?
Türk siyasetinde zaman zaman keskin söylem değişikliklerine şahit oluyoruz. Ancak bazı değişimler, sıradan bir siyasi pozisyon güncellemesinin çok ötesine geçiyor.
Devlet Bahçeli, 2022 yılında yaptığı bir konuşmada Kemal Kılıçdaroğlu’nu Selahattin Demirtaş üzerinden sert ifadelerle hedef almış ve sözlerini şu noktaya kadar taşımıştı:
“Çok istekliysen, terörist Demirtaş’ın hasretini ziyadesiyle çekiyorsan, kavuşmadan yaşayamam diyorsan biraz daha devam et; sonunda kanun yoluyla onların koğuşundaki boş bir ranzaya sen de kapağı atarsın.”
Aradan birkaç yıl geçti.
Bu kez kamuoyunun karşısına bambaşka bir söylem çıktı:
“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.”
Dün Demirtaş’ın bulunduğu cezaevindeki boş ranzadan söz eden siyasi anlayış, bugün Demirtaş’ın yuvasına dönmesini savunan bir noktaya gelmiş durumda.
Elbette siyasette fikirler değişebilir. Şartlar, devlet politikaları ve toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda yeni değerlendirmeler yapılabilir. Ancak böylesine keskin bir dönüş yaşanıyorsa, kamuoyuna bunun gerekçeleri açıkça anlatılmalıdır.
İnsanların hafızasının olmadığı düşünülmemelidir.
Çerçeve yasa tartışması
Gündeme gelen çerçeve yasa tartışmalarında, PKK/KCK sürecine hukuki bir zemin oluşturulması, belirli bir süre içerisinde bireysel başvuruların alınması ve dosyaların tek tek incelenmesi gibi maddeler dikkat çekiyor.
Bu maddelerin hukuki, siyasi ve toplumsal sonuçlarının tartışılması son derece doğaldır.
Bir vatandaş bu düzenlemeye destek verebilir. Bir başkası ise karşı çıkabilir. Bir diğeri sürecin ayrıntılarını öğrenmek, hangi suçların kapsamda olacağını ve kimlerin yararlanacağını sorgulamak isteyebilir.
Demokrasinin gereği de budur.
Ancak asıl sorun, bu düzenlemeye itiraz edenlerin veya soru soranların hemen “vatan haini”, “terör destekçisi” ya da “barış karşıtı” olarak damgalanmasıdır.
Dün aynı isimlerin serbest bırakılmasını savunanlar hain ilan edilirken, bugün tam tersi görüşü savunanların hain olarak gösterilmesi ciddi bir çelişkidir.
Her siyasi dönüşün arkasından yürümek zorunda mıyız?
Siyasi partiler her yıl fikir değiştirebilir. Dün söylediklerinin tam tersini bugün savunabilirler. Ancak toplumdan da her değişikliğin ardından sorgulamadan yön değiştirmesi beklenemez.
Vatandaş koyun sürüsü değildir.
Siyasetçinin görevi, topluma yeni bir yön gösterirken bunun nedenlerini açıklamaktır. Dün suç olarak gösterilen bir talep bugün devlet politikası hâline geliyorsa, insanlar doğal olarak şu soruları soracaktır:
Ne değişti?
Dün yanlış olan bugün neden doğru?
Dün bu görüşü savunanlar neden hain ilan edildi?
Bugün aynı görüşü savunanlar neden devlet aklının temsilcisi olarak sunuluyor?
Bu sorulara cevap vermeden yalnızca yeni söyleme itaat beklemek, siyaset değil; toplumsal hafızayı yok saymaktır.
İtiraz etmek vatana ihanet değildir
Bir süreci eleştirmek, barışa karşı olmak anlamına gelmez.
Bir yasa teklifinin maddelerini sorgulamak, terörü desteklemek değildir.
Devletin attığı her adımı tartışmasız kabul etmemek de vatana ihanet değildir.
Tam tersine, ülkesinin geleceğini düşünen her vatandaşın devlet politikalarının şeffaf, tutarlı ve hukuka uygun olmasını istemesi en doğal hakkıdır.
Bugün yaşanan tartışma yalnızca Öcalan, Demirtaş veya çerçeve yasa meselesi değildir. Asıl mesele, siyasetin kendi çelişkileriyle yüzleşip yüzleşemeyeceğidir.
Dün başka konuşup bugün başka konuşabilirsiniz.
Ancak vatandaştan dün söylediklerinizi unutmasını, bugün söylediklerinize sorgusuz inanmasını ve yarın söyleyeceklerinizi de peşinen kabul etmesini bekleyemezsiniz.
Çünkü bu, siyasi fikir değişikliği olmaktan çıkar.
Toplumun aklıyla alay etmeye dönüşür.
Onur Akpınar

Yorum gönder